FELAKETİN ANTROPOLOJİK VE SOSYOLOJİK ANLAMI

FELAKETİN ANTROPOLOJİK VE SOSYOLOJİK ANLAMI

FELAKETİN ANTROPOLOJİK VE SOSYOLOJİK ANLAMI
isimli bu dokümana git

1

FELAKETİN
ANTROPOLOJİK
VE SOSYOLOJİK
ANLAMI

HANDAN TUNÇ

Yaşam kalitesi

Refah

toplum refahının bir ölçüsü
olarak tanımlanmaktadır
sürdürülebilir günlük uygulamaların
(rutinlerin) istikrarı olarak anlaşılmalıdır

felaket ve olağanüstü hal durumu;

Rutinler, günlük
yaşamın "arka planını",
insan yaşamının
dramının oynandığı
bağlamı oluşturur.

Arka plan uygulamaları,
bireyin “yaşam
alanının, çevresi” dir.
Birey için burası tanıdık
bir dünya, olayların ve
etkileşimlerin
sonucunun tahmin
edilebilir ve kesin
olduğu bir alandır.

Günlük yaşam gibi

Olayların olası gelişim senaryolarının bilindiği
böyle bir süreklilik;
bireye çözülemez, var olan deneyiminde
bulunmayan sorular sormaz.

Beklenen sonuçlar alanına girmeyen bir
olay olduğunda
Rutinin devamlılığı bozulur, günlük etkileşimlerin arka
planı “sızar”.
Tiplenmemiş ve problemli deneyim bölgeleri yaratır.
Alışılmadık, olağanüstü olay, bizi zor duruma sokar.
Eylemlerimiz belirsiz ve kendiliğinden olmaya başlar.
Normal koşullarda bilinçsiz olan rutinin işleyişinde,
kapsamlı düşüncenin olmadığının farkına varmamızı
sağlar.

“Her şey düzenlidir, eğer şeylerin düzeni hakkında
endişelenmeye gerek yoksa; düzeni bir görev olarak ya da
bir sorun olarak düşünme gereği duymazsanız.” (Z. Bauman)
Düzen hakkında düşündüğünüz anda, bu kesinlikle rutinin
bir bölümünün ihlal edildiğini, işlerin kontrolden çıktığını
ve onları normal konumuna döndürmek için bir şeyler
yapılması gerektiğini gösterir.

Zamanla, arka plan uygulamaları, öngörülemeyen
olayın açtığı boşluğu kapatır. Bilinmeyeni
rutinleştirir. Onu, bilinen ve tanıdık hale getirir.
Bu, günlük yaşamın sürekliliğini geri kazandırır.

Bununla birlikte, olay ne kadar büyükse,
sonuçları o kadar ciddidir.
Ortaya çıkan boşluğu, rutin eylemlerin
dokusuyla kapatmak o kadar zorlaşır.
.

Günlük rutin,

9

Büyük sosyal topluluklar düzeyinde,
günlük rutinler kusursuz bir şekilde işlediğinde;
“güven kozası”, kaosun düzenli yaşam alanını
işgal etmesine izin vermediğinde, yüksek
düzeyde bir refahtan söz edebiliriz.

Aksi durumda
rutinler günlük eylemler düzeyinde çalışmayı
bıraktığında, “uygun” olmaktan çıktığında, o zaman
bir sorun durumundan söz ediyoruz demektir.

Belirsizlik durumu,

Olağan düzenin bozulduğu,
İster doğal bir unsurdan
doğal ve insan kaynaklı
felaketler, sadece maddi
ister teknik bir sistemden
nesneleri yok etmekle
bahsediyor olalım,
kalmaz; aynı zamanda
Yaşam
sosyal süreçleri de
kilit nokta kontrolün
etkiler.
kalitesi yok

Olağan ilişki sistemini
ve dâhil oldukları rutini
bozar, yerleşik etkileşim
düzenini ihlal eder, işler
kontrolden çıkar.

kaybedilmesi,
edildiği
olağan etkileşim
(sıfırlandığı)
kalıbının kırılmasıdır.
zaman

RİSK

bir önsezi, bir felaketin farkındalığı demektir.

Felaketlerin sadece sonuçları değil, toplumsal bir olgu
olarak bir felaketin önsezisi de önemlidir.
Felaket tehdidi halkın zihninde kök saldığında, insan
eyleminin gidişatını değiştirir. Hükümetler ve bireyler,
felaketin gerçekliğini, sanki çoktan olmuş gibi bir anlayışla
hareket etmeye başlarlar.
Bu nedenle

afet önleme, sosyal alanı değiştiren
özel önlemler gerektirir.

Gelecekteki felaketlerin önsezisi;

Gündelik hayat sosyolojisi açısından felaket
ile olağanüstü hal arasında paralellikler vardır.

Bu tür ani geçişler nüfus için çok acı vericidir.
Kayıplar çeşitlidir. Düzenli dünyalar harabeye
dönüşür.
Ardından "normalleşme" gelir, gündelik hayatın
yeniden yapılandırılması gerçekleşir. Yeni yaşam
pratikleri inşa edilir, faaliyet biçimleri
rutinleştirilir.
Böylece, mevcut belirli tarihsel durumla ilgili
bir refah modeli inşa edilir. Bu modelin bireysel
arzuları ve ilkeleri geçerli kılması, olanak ve
koşullarla sınırlıdır.

Felaket; ayrı bir dünya, düzene sokulan düzensizlik,
öngörülemez olanın öngörülebilir olana dayatıldığı
bir vizyon yaratır.

Toplumsal bir ağıt, dayanışma eylemleri, gönüllü
yardımları ardından, evlerinin yeniden yapılmasının
beklendiği geçici barınaklarda başlayan yeni yaşam;
bireye kamusal referanslarını yitirdiği bir model sunar.
Mağdurlar için geçici barınaklar ve kamplar yalnızca
yaşamı yönetme alanları değildir: görünmez hale gelen
toplumsal acıyı, istatistiklerle hesaplanmayan şiddet
biçimlerini hapsederler ve toplumsal terk edilme alanları
haline gelirler.

Genel olarak kısa vadede maruz kalınan insani ve
ekonomik kayıpların miktarı ile karakterize edilen afetler,
yalnızca onları karakterize eden etki açısından değil, aynı
zamanda kökenleri, siyasi ve sivil toplumda
uyandırdıkları tepkiler ile önem kazanır.
Birleşmiş Milletler Uluslararası Afet Azaltma Stratejisi;

güvenlik açığını, bir topluluk, sistem veya varlığın,
onu belirli bir tehlikenin neden olduğu hasara
karşı savunmasız hale getiren özellikleri ve
koşulları olarak tanımlar.

2005'te deki Katrina Kasırgası ve 2011'de Fukushima
depremi, bölgesel savunmasızlığa yol açan tek faktörün
yoksulluk olmadığını ve diğer faktörlerin de sosyal riski
ve yaşam alanı savunmasızlığını artırabileceğini
göstermiştir.
Öyleyse, bir doğal afet olayı, kurumsal çıkarları veya
devlet kurumlarını ilgilendirdiğinde, toplum bunun
bedelini ödeyebilir mi? Siyasi yöneticiler kayıpları
zamanında durdurabilir mi? Soruları önem kazanır.

Felaket sonrası,
Hukukun, düzeni kontrol etmek için
güç eylemleriyle dayatıldığı, ve insan
haklarının giderek daha fazla tehdit
edildiği istisnai alanlar olarak ortaya
çıkıyor.
Ancak toplumsal gösteriler, sivil
toplumun karanlık zamanlarda
yaşamak istemediğini ve afet
durumları da dâhil olmak üzere
haklarının savunulmasını istediğini
ortaya koyuyor.

İnsan hakları ihlalleri sessiz
kalamaz. Acil Durum
Beyannamesi yürürlükten
kalksa bile, Devletler eylem
ve yanlış kararlarının
sorumluluğunu
üstlenmelidir.
Tüm dünyada, koruması
gereken Devlet, toplumsal
afetlerde; afetlerin
susturulan üretiminin
sorumlularından biri
olmuştur.

Felaketlerdeki kadınlar, çocuklar ve engelliler, afet
antropolojisinin temel araştırma nesneleridir.

Felaketler, gizli insanlığımızın çoğunun gün ışığına
çıktığı aşırı durumlardır.
Zorluk içinde bir dostluk gerçeği görür ve
sıkıntılar insan doğasını ortaya çıkarır.
Yakın tarih, uygar dünya toplumlarının, henüz “ahlaki
bir çöle dönüşmediğini” gösterse de refah
eşitsizliklerinin ahlaki kuraklığı başlattığı söylenebilir.

Sanatın sosyal sorumluluğu,
bizi çevreleyen bağlama
yönelik eleştirel düşünceyi
harekete geçirme
kapasitesinin kullanılmasında
yoğunlaşır.
İfade edilemeyen sorunları
tartışmak için saydam bir
düşünme alanı yaratır.

Sanat, sanatçılar ve
sanat kurumları,
kapsamlı kriz
zamanlarının nabzını
hassasiyetle
ölçebilmeyi,
yükümlülükleri
arasında kabul eder

Toplumların; risklerle ve
krizlerle başa çıkma
sırasında, köklü bir
değişim zorunluluğunu
işaret eden, sürdürülebilir
yıkıcı olmayan, bireysel ve
toplumsal yaşam modelleri
üzerinde özgürce
tartışabilen, yaratıcı bir
esnekliğe ve sanat
vizyonuna ihtiyacı var.

Natacha Cabellos'un "Falla"

Etiketler: FELAKETİN ANTROPOLOJİK VE SOSYOLOJİK ANLAMI