MODERN POLİTİK İDEOLOJİLER III

MODERN POLİTİK İDEOLOJİLER III
isimli bu dokümana git

MODERN POLİTİK İDEOLOJİLER III

MODERN POLİTİK İDEOLOJİLER
III.

HANDAN TUNÇ

Milliyetçilik

Milliyetçilik, ulusçuluk, ulusalcılık
ya da nasyonalizm
Kendilerini birleştiren dil, tarih veya kültür
bağlarından bir üstyapı oluşturabilmiş sosyal
birikimlerin adı olan millet veya ulus olarak
tanımlanan bir topluluğun yaşama ve
ilerleme ülküsünün toplumların ve insanlığın
gelişmesini sağladığına inanan görüştür.

19.yüzyıl başlarından itibaren
Avrupa'da, 20. yüzyılda ise tüm dünyada
egemen siyasi düşünce tarzı olmuştur.
Dünya siyasi haritası bu dönemde
milliyetçilik ilkelerine göre
biçimlendirilmiştir.
Günümüzde Anglosakson kültürüne bağlı
toplumlarda ve Avrupa Birliği düşüncesini
savunan çevrelerde olumsuz bir anlam
yüklenmiştir.

Milliyetçilik konusunda Benedict
Anderson, Ernest Gellner, Eric
Hobsbawm, Elie Kedourie gibi karşıtların
yanı sıra, Anthony Smith'
Nev Nikolayeviç Gumilev gibi tarafsız
yazarların teorik çalışmaları olmakla
birlikte konu henüz teorik bir dayanağa
kavuşturulamamıştır.

Bu çalışmalarda
vatanseverlik, militarizm, şovenizm, etnik
aidiyet, dilsel aidiyet, ulusalcılık,
irredantizm, faşizm, militancılık, dinselcilik, otoriterlik,
ırkçılık, anti-emperyalizm, asabiyet, hayali
cemaatler, tarihsel kimlik, tarih
bilinci, kahramanlık, maneviyat, atalarkültü, sadakat
egemenlik,ortak
irade, vatan, romantizm, kamusallık, kültürellik kavra
mları açıklanmaktadır.

Millet" sözcüğü aslen Arapça olup
(Ar: ‫)ملة‬, "din veya mezhep; bir din veya
mezhebe bağlı olan cemaat"
anlamındadır. Osmanlı Türkçesinde 20.
yüzyıl başlarına kadar bu anlamda
kullanılmıştır. 19. yüzyıl ortalarından
itibaren aynı sözcük
Fransızca/İngilizce nation kavramına
karşılık olarak kullanılmıştır.
"

Latince kökenli olan "nation", kök anlamı
itibariyle "aynı atadan gelenler topluluğu"
demektir. Dolayısıyla esasen
Türkçe kavim veya aşiret karşılığıdır.
Türkçe ulus ise siyasi amaçla bir araya
gelmiş olan boylar konfederasyonunu ifade
eder (ayrıca eski Türkçedeki budun sözcüğü
de aynı anlamı verir).

Modern milliyetçi düşünce 1789-1799 Fransız
Devrimi'nin fikirlerinden
doğmuştur. Avrupa tarihindeki ilk milliyetçi
hareketlere, Napolyon istilası (1804-1815)
altındaki Almanya'da rastlanır. Aynı yıllarda, Rus
işgalindeki Polonya'da güçlü bir milliyetçi akım
doğdu. 1821'de Osmanlı Devleti'ne karşı
ayaklanan Yunanistan, Avrupa'nın milliyetçi
çevrelerinde çok heyecanlı destek buldu.

1870'lerde Rusya'da doğan Pan-Slavizm akımı,
yayılmacı milliyetçiliğin ilk örneklerinden biri idi.
Milliyetçiliğe yol açan en önemli etken, daha
önce hükümdar ve sülale zemininde tanımlanan
siyasi aidiyet duygusunu, hükümdardan bağımsız
olarak, "halk"a maletme gereğiydi. Siyasi aidiyet
ve itaat, "halk"ın ortak iradesine
dayandırılmalıydı. Bu nedenle 19. yüzyılda
milliyetçilik, radikal, devrimci, anti-monarşist,
yerleşik düzene zıt bir siyasi düşünce olarak
değerlendirildi.

"Halk"ı tanımlamanın güçlüğü, milliyetçi

düşünürleri —bazen olguları ve mantığı
zorlama pahasına— olağanüstü duygusal
anlamlar yüklemeye sevketti.
Örneğin (ayrı lehçeler konuşan) Sicilyalılar
veya Venedikliler ayrı bir ulus mu, yoksa
İtalyan ulusunun parçası mıydı?

Enternasyonalizm

Enternasyonalizm, hangi etnik
kökenden olursa olsun dünya
üzerindeki tüm insanların birbiri ile
eşit sayılmasını öngören görüştür.
Enternasyonallere göre hiçbir ırkın
diğerine bir üstünlüğü yoktur.

Liberal milliyetçilik
Liberal milliyetçilik; özgürlük, hoşgörü,
eşitlik ve bireysel hakların diğer bir
deyişle liberal değerlerin milliyetçilik
ile harmanlandığı, yabancı
düşmanlığının bulunmadığı bir
milliyetçilik akımıdır.

Faşizm
Faşizm, ilk olarak Benito
Mussolini tarafından Ulusal Faşist Parti'nin
kurulmasıyla ortaya çıkan, 20. yüzyılın
başlarında Benito Mussolini'nin sistemini
örnek alarak doğan nasyonal
sosyalizm ve falanjizm gibi akımlarla
güçlenen; otoriter devlet üzerine kurulu
bir radikal milliyetçi yönetim sistemidir

Milliyetçi işçi hareketlerinden ilham alan ilk faşist
hareketler, İtalya'da I. Dünya
Savaşı sıralarında; sosyalist fikirleri, sağcıve milliy
etçi unsurlarla birleştirerek; komünizme, marksist
sosyalizme, liberalizme, demokrasiye ve
geleneksel sağcı muhafazakârlığa karşı olarak
ortaya çıkmıştır. Faşizm, geleneksel siyasal
yelpazede genelde aşırı sağa konulsa
da, siyaset bilimciler tarafından bu tanımın
yeterli olmadığı tartışılmıştır.

Faşistler kendi uluslarını; ulusal camianın kitlesel
seferberliğini teşvik eden totaliter bir devlet yoluyla
bütünleştirmeyi amaçlarlar ve faşist ideolojiye
uygun ilkelerle birlikte ulusu örgütlemeyi
hedefleyen devrimci siyasal harekete önayak olan
bir öncü partiye sahip olmayla nitelenirler.
Liberalizme, demokrasiye, Marksist sosyalizme ve
komünizme muhalif faşist hareketler; devlete
ihtiram, güçlü bir lidere bağlılık ve aşırı milliyetçilik
ile militarizme verilen önem gibi ortak özelliklere
sahiptir.

Faşizm, siyasal şiddeti, savaşı ve emperyalizmi; ulusal
ihyaya ulaşmak için bir araç olarak görür ve güçlü
ulusların, daha güçsüz ulusların yerine geçerek
topraklarını genişletmeye hakkı olduğunu ileri sürer.
Faşizmi bir dünya görüşü olarak benimseyen İtalyan
lider Benito Mussolini‘nin 1922'de İtalya’da iktidara
gelmesinin ardından, Mussolini iktidarı döneminde,
İtalya'da resmi ideoloji olarak yürütülmüştür. Kısa süre
içerisinde genel anlamıyla baskıcı, otoriter rejim anlayışını
betimler bir nitelemeye dönüşmüş ve nasyonal
sosyalizm başta olmak üzere, anti-demokratik ve otoriter
ideoloji ve yönetim sistemlerinin tamamına halk
tarafından verilen genel bir isim halini almıştır.

Kavramın kökeni Antik Roma yöneticilerinin geniş
hükümet yetkisini sembolize eden ucunda balta bulunan
bir çubuk demetinin adı olan
Latince fasces sözcüğünden ileri gelir.
Aynı simge daha sonraları Fransız Devrimi sırasında

Aydınlanma anlamında, halkın elindeki devlet gücünü
temsil etmek üzere kullanılmıştır. Söz konusu sembol
birtakım değişikliklerle 1926 yılından itibaren İtalya'nın
resmi devlet sembolü olmuştur.
Sembolün üçlü anlamı, yani devlet gücü, halk mülkiyeti
ve birliktelik Mussolini'nin propagandasında kullanılmıştır.

Faşizm, baskıcı rejimleri tanımlamak için
kullanılan genel bir terim olmadan önce,
asıl olarak İtalyan milliyetçiliğini temsil eden
bir ideoloji olarak ortaya atılmıştır. Ancak
kendisiyle eş zamanlı olarak ortaya
çıkan nasyonal sosyalizm ve falanjizm gibi
akımlar da amaç ve uygulamalar
bakımından bir İtalyan ideolojisi olan
faşizme yakın oldukları için faşizme bağlı
siyasî hareketler olarak tanınmışlardır.

Aşırı milliyetçi ve anti-komünist bir hareketin
İtalya dışında "faşist" olarak nitelenmesinin ilk
örneği Avusturya'da görülmüştür. Avusturyalı
anti-komünist aşırı milliyetçilerin
ideolojisi Avusturya
faşizmi (Austrofaschismus) olarak
isimlendirilmiştir. Aynı zamanda, Almanya'da
komünistler, nasyonal sosyalistleri kendi
propagandaları gereğince "faşistler"
(faschisten) olarak isimlendirmişlerdi.

Bir rejimin faşist olarak nitelendirilebilmesi için, o
rejimin ideolojisinin milliyetçi olması ve milletin varlık
ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutması gereklidir. Bu
yönüyle halkçılığı da içermeli ve sadece zenginlerin
veya işçilerin değil, milletin bütün fertlerinin refahını
sağlamayı hedeflemelidir. Bu hedefe ulaşmak için
ise ekonomi üzerinde sıkı bir devlet kontrolü
uygulamak, işçi ücretlerinin yeterli olmasını
sağlamak, keyfi işten çıkarmaları önlemek, hayat
pahalılığının önüne geçmek için fiyat kontrolü
uygulamak gibi önlemler uygulamak faşizmin
politikalarındandır.

Faşizm, sınıflar arasındaki çelişkileri ortadan
kaldırmayı öngörür. Bu yönde devlet
eliyle korporatif sendikalar kurulur ve işçi ile
işveren arasında anlaşma sağlanır. Toplumdaki
yoksul ve orta sınıfın ihtiyaçları devlet tarafından
en iyi şekilde karşılanır; örneğin Almanya'da
çıkan toprak yasasıyla köylülerin topraklarının
ipotek yoluyla ellerinden alınmasının önüne
geçilmiş ve fırsatçı sermayenin köylüyü
sömürmesi engellenmiştir.

Vatansever ve milliyetçi olmakla birlikte -özellikle
de nasyonal sosyalizmde- ırkçı boyutlara
varabilmektedir. Milliyetçi veya ırkçı fikirlerin
benimsenmesi ülkelere göre değişmektedir; örneğin
İtalyan faşizminde "İtalyan vatandaşlığı" kavramı ön
plandayken, Alman nasyonal sosyalizminde ise
"Alman kanı taşıma" düşüncesi ön plandadır.
Mussolini'nin doktrininde vatandaşlık kavramı
vurgulanırken, Hitler'in doktrininde ise kan bağı
vurgulanmaktadır. İtalyan faşizmi milliyetçidir,
Alman nasyonal sosyalizmi ise ırkçıdır.

Faşist yönetimlerin başa geçmesi Almanya ve İtalya'da
demokratik yollarla gerçekleşmişken, İspanya'da ise iç
savaş sonucunda gerçekleşmiştir. Tarihe baskıcı rejimler
olarak geçen bu yönetimler, mevcut oldukları ülke halkının
çoğu tarafından, özellikle de Almanya'da
desteklenmişlerdir. 1922'de Benito Mussolini İtalya kralı
tarafından başbakan olarak atanmış, 1924 seçimleri
sonucunda ise % 61.3 oy alarak Faşist Parti'nin iktidarda
kalması kesinleşmiştir. Almanya'da 1933'te yapılan
demokratik seçimlerin sonucunda Nasyonal Sosyalist
Alman İşçi Partisi % 43.9 oy alarak iktidara gelmiş, Adolf
Hitler başbakan olmuştur.

Faşizmin Özellikleri
Faşizmde toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan
bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet
gerekse de iktidarın dünya görüşüne göre ve lider
ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Basın ve yayın
kuruluşlarının mevcut ideolojiye göre yayınlar yapması
zorlanır. Hakim görüşe zıt düşünceler ve muhalif seslerin
çıkması çeşitli baskı unsurlarıyla önlenir. Aykırı yayın
yapanlar sansürlenir, kapatılır veya başka türlü yollarla
engellenmeye çalışılır.

Lider ilkesi: Bu ilkeye göre toplumsal
yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek
ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek
devlet gerekse de yönetim dünya
görüşüne göre ve lider ilkesine göre
örgütlenir ve belirlenir. Aynı şekilde
işletmelerde de patron ve işçi arasında
işletme yöneticisinin iktidarına dayalı bir
ilişki kabul edilir.

Milliyetçilik ve vatanseverlik: 19. yüzyıl boyunca
yükselen milliyetçilik 20. yüzyılda çeşitli ve aşırı
boyutlara varmıştı. Faşizmdemilliyetçilik en ön
plandadır ve temel ideolojidir. Vatanseverlik ve
milli değerler her fırsatta vurgulanmaktadır.
Antisemitizm ve ırkçılık: İtalyan faşizminin özünde
ırkçılık yoktur, milliyetçilik ve vatanseverlik vardır.
Fakat Alman nasyonal sosyalizminde ise katı bir
ırkçılık mevcuttur.

Popülizm, anti-komünizm ve anti-liberalizm: İtalyan
faşizmi ve nasyonal sosyalizmde popülizm ön
plandadır. Liberalizm tümüyle veya zararlı yönleriyle
reddedilir. Korporatif ekonomi uygulamaya
konur. Komünizm, faşizmin düşman ideolojisi kabul edilir.
Bunun nedeni komünizmin faşizme ideolojik olarak ters
düşmesidir.
Hukukun işlevselleştirilmesi.
Rejim karşıtlarının ve aşağı görülen halk gruplarının idam
edilmeleri ve/veya öldürülmelerinin haklı görülmesi ve
bir devlet politikası olarak yürütülmesi.

Bir ulusa, kültüre ya da “ırka” üye insanların toplumun geri
kalanı üzerinde üstün oldukları iddiası. Bu yaklaşım aynı
zamanda lider ilkesinde de ifadesini bulur. Belli bir kişi diğer
herkesten ve topluluktan daha isabetli kararları alabilir
durumdadır.
Otoriter iktidar biçimleri ve sıklıkla totaliter bir
sistem. Totalitarizm Alman ve İtalyan faşizmlerinde ön
plandayken, Avusturya faşizmi ve falanjizm de vurgulu
değildir.
Sosyal Darwinizm: Daha çok nasyonal sosyalizmde görülür.
En iyinin ayıklanması ve egemenliğine dayalı toplum
anlayışı. Yani ari ırk, başka bir deyişle üstün ırk kavramının
devlet yapısında ve toplumsal yapıda etkili olmasıdır.

Örgütsel Özellikler
 Devlet içinde ve yanında başka bir devlet olan silahlı gizli
servisin merkezi önemi. Kendi taraftarlarının gözetim altında tutulması.
 Militarizm: Ekonomik hayat da dâhil olmak üzere toplumsal hayatın
militarize edilmesi. Militer kitle yürüyüşleri ve büyük gösteriler faşizmin
en önemli görünüşleridir.
 Bilimlerin taraflılık yasasının egemenliği altına alınması.
 Kitle seferberliği, parti propagandası yoluyla toplumsal alanın ve kitle
iletişim araçlarının tekelleşmesi çabası.
 Toplumun sürekli kışkırtılması, devrimci ilan edilen konular lehine
zorunlu coşkunluk.

Kolektivizm: Halkın kitle olarak anlaşılması.
Mussolini’nin stato- totalitario kavramından beri faşist
anlayış özel yaşama kadar toplumsal hayatın her
alanında hak iddia eder. Aile çocuklarla halk
birliğine katkı yapacak olan davadaşlık birliği
olarak düşünülür.
Pasifizmin aşağılanması. Bunun yerine hareket adı
altında militarizmin ve savaşın yüceltilmesi.
Politik karşıtın ortadan kaldırılması eğilimi. Faşizme
göre karşıt düşmandır ve bir an önce yok
edilmelidir. Bu söylem esas olarak kitlelerin faşist
yönetime örgütlenmesi amacıyla kullanılır.

Parti milisleri. Paramiliter çeteler.
Estetikleştirme ve mistikleştirme. Özellikle ulusun kendi
tarihine yönelik mistikleştirilmiş bir algı.
Yiğitliğe, kahramanlığa ve savaşçılığa vurgu. Ataerkil
yapıların yüceltilmesi.
Gençliğin vurgulanması. Gençliğin dinamizminin savaş
taraftarlığıyla ilişkilendirilmesi.

Kimi ülkelerde bir yandan monarşi ve ruhban
sınıf önderliğine yönelik vurgu, ama diğer yandan dini
unsurların yerini alan ilerleme veteknoloji inancı.

Faşist hareketler yaklaşık olarak bütün Avrupa
ülkelerinde ve birçok Latin Amerika ülkesinde
bulunur. İspanya İç Savaşı’nda (19361939)Francisco Franco yönetimindeki falanjlar İtalya
ve Almanya desteği sonucu iktidara gelmişler
ve 1975’e kadar iktidarlarını devam ettirmişlerdir.
Portekiz'de António de Oliveira Salazar Estado Novo
ile faşist bir rejim kurmuştur. Avusturya’da
Almanya’yla birleşmeye karşı çıkan Avusturya
Faşizmi rejimi kurulmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında
Almanya Hırvatistan’daki Almanya Rejimi gibi
birçok faşist harekete yardım etmiştir.

Ekonomi
Hem liberalizmi, hem de komünizmi reddeden bir doktrin
olan faşizmin ekonomi politikası korporatizm isimli
sistemdir. Korporatizm, toplumu organizmacı bir gözle
görmenin bir sonucu olarak her kesimin tüm faaliyetlerinin
amacını dayanışma ve ortak çıkara indirgeyen politik bir
yaklaşımdır. Tahmin edileceği gibi burada farklı kesimlerin
farklılıkları ancak ortak çıkar ya da devletin faydası
ekseninde okunduğu müddetçe yaşayabilir. En tipik
örneği Mussolini dönemi İtalya uygulamasıdır. Korporatif
ekonomi ile İtalya'daki işsizlik azalmış ve milli gelir
yükselmiştir.

İşçi ile işveren, emek ile sermaye gibi arasında sorunların
bulunduğu ekonomik tarafların ve toplumsal sınıfların
arasındaki problemleri faşist devlet uzlaşma yoluyla
çözmeye çalışır. Örneğin İtalya'da devlet tarafından kurulan
ve Faşist Parti'ye bağlı olan sendikalar yoluyla İtalyan
emekçilerinin hakları savunulmuş ve sermayenin işçi sınıfını
ezmesinin önüne geçilmiştir. Sermaye sahiplerinin toprak
ağalığı yapması yasaklanarak her şey devlet gözetiminde
tutulmuş, ülkenin emekçi sınıfı olan işçilerle sermayeyi elinde
bulunduran işverenlerin dayanışma içinde bulunması
sağlanmıştır.

Faşist sistemde devlet her şeyden üstün olduğu için sermayeyi
elinde bulunduran zengin iş adamları Faşist Parti mensuplarına
söz geçiremiyor, böylelikle sermaye devletin oluyor; bu
sermaye de halkın çıkarına kullanılıyordu.
Faşist sistemin korporatist ekonomi politikaları sayesinde
İtalyan halkı refaha kavuşmuş ve sınıflar arasındaki sorunlar
ortadan kalkmıştır. Çünkü faşist yönetim belli bir sınıfı değil,
tüm ülkenin çıkarlarını düşünen politikalar uyguluyordu.
Faşizmin ekonomi politikası daha çok orta sınıf tarafından
desteklenmiştir.
1933'ten itibaren Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin
(NSDAP) idaresinde bulunmuş olan Almanya'da da
İtalya'dakine benzer devletçi uygulamalar yürürlüğe
konulmuştur.

Nasyonal sosyalistler, zengin Yahudi iş adamlarına
karşı tavır alarak hem Alman emekçilerini
korumaya çalışmış, hem de Alman sermaye
sahiplerini Yahudilere karşı güçlü kılmak için
çabalamıştır. Yahudilerin tüm haklarının alındığı
Nürnberg Yasaları'nın çıkmasıyla birlikte Yahudi iş
adamlarının şirketlerine devlet tarafından el
konulmuştur. Yahudiler her türlü meslekten
alıkonularak yerlerine işsiz Almanlar getirilmiş ve
işsizlik hızla azalmaya başlamıştır. Nasyonal
Sosyalist Alman İşçi Partisi iktidara gelmeden
önce % 15'i bulan işsizlik Hitler'in iktidar
döneminde % 0'a kadar inmiştir.

Diğer Faşist Hareketler
İtalyan sistemi birçok Avrupa ülkesinde faşist ve faşizm
benzeri harekete, partiye ve örgüte model oldu. İtalya’nın
yanında Almanya’da1933’den itibaren Adolf
Hitler’in nasyonal sosyalizmi, 1939’dan itibaren İspanya’da
Francisco Franco’nun falanjizmi, 1933’den itibaren
Portekiz’de Salazar diktatörlüğü en bilinen ve en etkili faşizm
etkilenmeli diktatörlüklerdir. İkinci Dünya Savaşı boyunca
Almanya ve İtalya’nın desteklediği faşist
rejimler Macaristan ve Romanya’da iktidarda bulunmuştur.

Nasyonal Sosyalizm:
Nasyonal sosyalizm ya da kısaca Nazizm, Almanya'da Adolf
Hitler tarafından kurulan aşırı milliyetçi, antisemitik, ırkçı, antikomünist ve anti-kapitalist bir ideolojidir. Marksizm’e karşı
kolektif milliyetçiliği gerçekleştiren ve ulusal bir ekonomik
sosyalizm modeli üzerine kurulu olan faşist sistemdir.
Falanjizm:
Falanjizm, 1933 yılında Jose Antonio Primo de Rivera
tarafından İspanya'yı ele geçirmeye çalışan İspanyol
komünistlere karşı geliştirilen, en çok Francisco
Franco tarafından uygulanmış otoriter-kralcı faşist ideolojidir.

 Ustaşa
 Ustaşalık, II. Dünya Savaşı'nda Yugoslavya topraklarında etkinlik
gösteren faşist harekettir. Ustaşalar Yugoslavya topraklarında
Sırplara karşı olan unsurları destekleyen Alman işgal yönetimi
tarafından desteklenmiştir.
 Avusturya faşizmi

 Avusturya faşizmi, 1920'li ve 1930'lu yıllarda
faşizmin Avusturya yorumu. Avusturya'da faşizm her şeyden
önce Heimwehr adı verilen paramiliter gruplar tarafından temsil
ediliyordu. Bu gruplar 1918'de kurulan 1. Cumhuriyet'in
demokratik ilkelerine karşı mücadele veriyorlardı. Othmar
Spann'ın ve İtalyan Faşizmi'nin etkisinde bu paramiliter gruplar
antiparlamenter, görünüşte antikapitalist bir devlet iktidarını
savunuyorlardı.

 Peronizm
 Peronizm (İspanyolca: Peronismo), Arjantin'de 1946 1955 arasında
ve 1973-1974'te devlet başkanlığı görevinde bulunan Juan
Peron'un popülist ve milliyetçi politikalarına verilen ad. Bu
politikayı savunanlara peronist denmektedir. Faşist bir hareket
olarak nitelendirilmiştir.
 Reksizm
 Reksizm, Belçika'da 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan faşist
politik hareket. Bu ideolojinin temelleri 1930 yılında Léon
Degrelle tarafından Polonya'da atılmıştır. Reksizm kilisenin
öğretileriyle Belçikalı toplumun ahlaki yenilemesini ister. Diğer bir
amaç ise, bir federal toplum oluşturmak ve demokrasiyi
yürürlükten kaldırmaktı.

 Japon militarizmi
Japon militarizmi, katı bir Japon milliyetçiliği, militarizm ve
gelenekçilikten oluşmuş; faşizmin Japon versiyonudur.
Faşizmin Japon versiyonu Showa döneminin başlangıç
dönemindeki Japon İmparatorluğu’dur. Bu dönemde Japonya içinde
aşırı milliyetçi ve militarist bir politika izlendi.
1937 yılında Japonya Çin’e saldırdı ve Kore’yi 1910 yılında işgal etti.
Buralarda savaş tutsakları üzerinde tıbbi deneyler yapıldı. Halktan
devlete kutsal bir şekilde bağlanması istendi ve Japonlar “tanrısal ırk”
olarak görüldü.
 Estado Novo (Yeni Devlet)
Estado Novo, (Portekizce‘ de: Yeni Devlet), Portekiz'de 1933'ten 1974'e
kadar 41 yıl süren politik rejimin adı. "Salazar rejimi" diye de anılır. Faşist
bir rejim olarak anılmaktadır.

ELEŞTİRİLER

Marksist kuramcılar, faşizmin iktidara geldiği ülkelerde işçi
hareketinin ezildiğini savunurlar ve işçi hareketlerinin
ezilmesinin nedenlerinin saptanması amacıyla çalışırlar.
Faşizmi ele alan Marksist yazarlardan Troçki, faşizmi geç
dönem kapitalizmin yapısal bunalımıyla ilişkilendirir
ve tekelci sermayenin toplumun bütününü totaliter bir
tarzda örgütleme çabasına dayandırır. Ona göre faşist kitle
hareketleri toplumsal temellerini küçük burjuvazide ve orta
sınıflarda bulur.

Otto Bauer de faşizmin yükselişiyle ilgili üç nedenden
bahseder:

I. Dünya Savaşı’nın birçok insanı burjuva toplumsal
hayattan dışlaması, daha alt sınıflara düşmesi ve bu
unsurların daha sonra faşist milislerin tabanını
oluşturmaları.
Savaş sonrası yaşanan ekonomik bunalım orta sınıfların alt
kesimini ve köylüleri aşırı derecede yoksullaştırmış ve bu
unsurlar burjuva partileri terk ederek faşist partilere
yönelmiştir.
Ekonomik bunalım sonucu kapitalist sınıfın kârlarının
düşmesi sömürü düzeyinin yükseltilmesini, bu da işçi
sınıfının direncinin kırılmasını gerektirmişti.

Başta Clara Zetkin olmak üzere Komintern’ e
yakın yazarlar faşizmi sermayenin terörist
egemenlik biçimi olarak tanımlarlar. Georgi
Dimitrov’un Komintern’in 7. Kongresi’nde resmi
olarak kabul edilen tarifinde de faşizm “finans
kapitalin en gerici, en şovenist, en emperyalist
unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü” olarak
tanımlanır.

August Thalheimer de faşizmi Bonapartizm’le
karşılaştırır. Aynı III. Napoléon’un ve
lumpenproleter taraftarlarının 1848 Şubat
Devrimi'nden sonra iktidara gelişinde olduğu
gibi, faşizmin de bir aşağı sınıfa düşmüş ya da
düşme tehlikesi bulunan taraftarlarıyla sınıf
savaşımındaki bir eşitlik durumunda
burjuvaziden görece bağımsız olarak iktidara
geldiğini ama nesnel olarak burjuvazinin
çıkarlarını temsil ettiğini ve devrimi
engellemeye çalıştığını ileri sürer.

Freud'un ilk kuşak öğrencilerinden ve Erich
Fromm'un hocası Wilhelm Reich faşizme
psikolojik bir açıklama getirirken Marksist
yorumun salt sınıfsal bakış açısını şiddetle
reddeder. Reich'a göre komünist bir
devrimin tüm sınıfsal koşullarının ortaya
çıktığı Almanya'da kitlenin tepkisinin
yönünün komünist devrime değil de faşist
partilere akması özellikle sorgulanması
gereken bir çelişkidir.

Wilhelm Reich'a göre faşizm yeni bir toplumsal olgudur
ve salt sınıfsal-ekonomik-altyapısal faktörlerle
anlaşılamaz. Wilhelm Reich faşizmin izlerini, Alman
Faşizminin üzerine çok vurgu yaptığı ailede bulur. Aile
cinselliğin, kadının ve çocukların baskılanması
demektir.
Cinsellik önemli bir üretici güç olduğundan onun faşist
tahakküm altına alınışı, öğrenilmiş erkekliğin
tırmandırılarak teşvik edilişi ve militarist söylemlerinde
sıkça erkek yücelten öğelere bakıldığında faşizmin
önce cinselliğin düzenlenişi üzerinde baskı yaptığı
anlaşılacaktır.

Reich'a göre kitleler özünde iyi olsalar
da 6000 yıllık devlet deneyimleri
sonunda emir almaya alışmışlardır.
Özgürlükten korkan, köleliğe hızla koşan
kitlelerin önce özgürlükle yeniden
tanışmaları gerekmektedir.
Faşizm özel bir hükümet biçimi değil,
kitle psikolojisinin tarih içerisinde ortaya
çıkan özel bir halidir.

Franz Neumann Nazi Almanyası’nı değerlendirirken,
tekelci sistemde totaliter nitelikli politik bir iktidar
olmadan kârların korunamayacağını, bunun da
nasyonal sosyalizmin ayırıcı özelliği olduğunu
belirtiyordu. Daha sonra Neumann faşizmi “buyrukçu
ekonomi” ya da “totaliter tekelci kapitalizm” olarak
tanımlamıştı. Neumann’a göre Almanya’da nasyonal
sosyalizmin yükselmesi sermayenin tekelleşmeyle
sonuçlanan merkezileşme ve yoğunlaşma sürecinin
ilerlemiş olmasıyla ilişkilendiriyordu.

Friedrich Pollock ise tekelci kapitalizmden
bahsederken aynı zamanda devletin
müdahaleciliği üzerinde duruyor ve faşizmi “devlet
kapitalizmi” olarak tanımlıyordu.
Adorno ve Horkheimer 1945’ten sonra faşizmin
psikolojik kaynaklarını otoriter kişilik kavramı ile ilişki
içinde açıklamaya çalıştılar.
Daha sonraki araştırmacılar faşizmi tekelci
kapitalizm, ekonomik bunalım ve orta sınıfların
tehdit altında bulunmasıyla ilgili olarak açıklamaya
çalışmışlardır.

Ernst Nolte de faşizmi anti-Marksizm olarak tanımlar.
Nolte’ye göre faşizm 1917-1945 arasıyla karakterizedir.
Bu dönemde Sovyetler Birliği'ni ve onun dünya devrimi
talebini faşist araçlarla karşılamak gereği doğmuştur.
Nolte 20. yüzyıl Avrupası’ndaki herhangi bir antikomünist diktatörlüğün amaçladığı ve gerçekleştirdiği
her şeyi faşizm kavramı altında toplar.
Robert O. Paxton faşizmi tanımlarken topluluğun yenilgi,
küçük düşme ve kurban rolüyle saplantılı meşguliyeti ve
bunları birlik, güç ve arılık kültleriyle giderme çabasıyla
ilişkilendirir.

Nasyonal sosyalizm DEVAM EDECEK
 Nasyonal sosyalizm (Ulusal sosyalizm ya da milliyetçitoplumculuk, Almanca:Nationalsozialismus), etnik milliyetçilik ile
sosyalizmi birleştiren, ırkçı, anti-kapitalist, antisemitik ve antiMarksist bir dünya görüşüdür. İtalya'da Benito
Mussolini önderliğinde kurulan faşizm akımından etkilenerek
ortaya çıkmıştır. Meydana gelişi Almanya'da gerçekleşen ve
temel ilkeleri Adolf Hitler tarafından ortaya konan nasyonal
sosyalizm, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin 30 Ocak
1933'ten Almanya'nın II. Dünya Savaşı'nda teslim olduğu 8 Mayıs
1945 tarihine kadar iktidarda olduğu dönem boyunca
Almanya'nın resmî ideolojisi olarak uygulanmıştır.